Yargıtay, somut uyuşmazlıkta özel öğretim kurumunda belirli süreli iş sözleşmesiyle görev yapan davacının, işveren tarafından sözleşmenin bir sonraki eğitim-öğretim döneminde de yenileneceği yönünde oluşturulan haklı beklentisinin hukuken korunması gerektiğini değerlendirmiştir. Kararda, taraflar arasında yeni dönem için düzenlendiği ileri sürülen sözleşmenin imzalanmamış ve henüz yürürlüğe girmemiş olmasının tek başına tazminat talebini ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. Özellikle taraf beyanları, elektronik yazışmalar ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, işverenin davranışlarıyla işçide sözleşmenin devam edeceğine yönelik güven oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, dürüstlük kuralı temelinde şekillenen güven teorisinin iş hukuku uyuşmazlıklarında da uygulama alanı bulduğunu ve tarafların karşılıklı güven ilişkisini zedeleyen davranışlarının hukuki sonuç doğurabileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Kararda ayrıca, yürürlüğe girmemiş bir sözleşmeye dayanılarak doğrudan bakiye süre ücretine hükmedilemeyeceği, ancak işverenin güvene aykırı davranışı nedeniyle işçinin uğradığı olumlu zararın tazmininin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay bu kapsamda, zarar hesabının varsayımsal değil somut verilere dayanılarak yapılması gerektiğini, işçinin fesih sonrasında aynı nitelikte ve benzer koşullardaki bir işi makul süre içerisinde bulup bulamayacağının araştırılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Böylece karar, belirli süreli iş sözleşmelerinin sona ermesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda bakiye süre ücreti ile olumlu zarar kavramları arasındaki ayrımı netleştirirken, güven sorumluluğunun sınırlarını ve zarar hesaplamasında gözetilmesi gereken ilkeleri ortaya koyan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9391 E., 2026/349 K., 19.01.2026 tarihli kararında bu husus şu şekilde değerlendirilmiştir: Yapılan bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; iş sözleşmesinin yenileneceği hususunda davalı tarafça yaratılan güvenin hukuken korunması gerektiği açıktır. Her ne kadar davacı taraf henüz yürürlüğe girmeyen bir sözleşme nedeniyle bakiye süre ücreti tutarında tazminata hak kazanamayacak ise de davacının 6098 sayılı Kanun'un 112. ve 125. maddeleri uyarınca ... zararın tazminini talep etmesi mümkündür.
Dava dilekçesinde "bakiye süre ücreti" alacağı olarak talep edilen söz konusu hakkın da özü itibarıyla tazminat olduğu hususu dikkate alındığında Mahkemece ... zararın hüküm altına alınmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmayacaktır.Bu noktada açıklamak gerekir ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.02.2023 tarihli ve 2021/(15)6-874 Esas, 2023/118 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"... ... zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla ... zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (..., ...Hukuku, ... 2010, s. 426-427; Ejder ..., Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). ... zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini ... zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır. ... ... zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır... (..., Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, ... 2010, s. 482)"
Sözleşmenin haksız feshi hâlinde davacı, davalı tarafça sözleşmenin feshi üzerine aynı nitelikteki bir işi, aynı koşullarda, ne kadar sürede temin edebilecek ise bu süre için ... zarar isteminde bulunabilir. Bu durumda Mahkemece davacının fesihten sonra aynı nitelikteki bir işi, aynı koşullarda, ne kadar sürede temin edebileceği belirlenip bu süre için ... zarar isteyebileceği gözetilerek bir karar verilmesi gerekir.
Ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğundan düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, malvarlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle ... (olumlu) zararın tazmini hâlinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası hâlinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği hususu da gözetilmelidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder